İETT Nostaljik Tramvay
Ercüment Ekrem Talu

 Ercüment Ekrem Talu 

Atlı Tramvayda Nasıl Yolculuk Yapılırdı” başlıklı yazısında dönemin tramvaylarını şöyle anlatıyor: 
 
“Ben kendimi bilmeye başladığım tarihte İstanbul tramvayları mevcut idi. İkinci mevki yeşil, birincisi sarı boyalı, tenekeden yapılmış hissini veren arabaları düz yolda bir, yokuşlarda iki beygir çekerdi. O atlı tramvayların sürücülüğü, bugünkü elektrikli arabaların vatmanlığından zordu gibime geliyor. Zordu. Zira o arabaların fren tertibatı pek iptidai olduğu gibi, biçare atların takatten kesilmesi şimdiki cereyan kesilmesinden çok daha tehlikeli idi. Düz yolda ne ise ne! Fakat yokuşta araba geri geri gider, yoldan çıkar, çarpılır, devrilme tehlikesi gösterirdi. İniş aşağı ise vaziyet daha müthiş olur, baş döndürücü bir hızla giden arabanın içinde korkuya kapılan yolcular hep birden kapıya hücum eder, kendilerini yere atarlardı.Bir defasında Şişhane yokuşunda atların durmadan sırtlarına inen kırbaç darbelerine isyan ederek birdenbire yana sıçramalarından devrilen yeşil arabanın içinde ben de vardım. Lakin Allah korumuş, hiçbir yolcunun burnu kanamamıştı. Eski tramvayların yolcuları karşılıklı iki peykenin üzerinde otururlardı. Ayakta duran hemen hemen olmaz, olsa da iki üç kişiden ibaret kalırdı. İçeride, sürücünün tarafında, ortası kirli bir perde, yanları ise tahta kepenklerle ayrılmış, kadınlara mahsus bölme vardı.Yolculuk biraz uzun sürerdi. Ucuzdu. En pahalı bilet, aklımda kaldığına göre 60 para idi. Ama o zamanlar, 60 paranın bir ifadesi vardı. Bununla bir buçuk okka ekmek veya bir okka zeytin, üç okka soğan, altı okka mangal kömürü, altı tane timsah marka kurşun kalem, altı tane gazete, on iki bardak su, bir paket (tatlısert) tütün, on tanelik küçük
paket Bafra sigarası ile bir kutu da kibrit alınır, üç defa fes kalıplanır, altı defa kundura boyatılırdı.Onun içindi ki çarşının en kalantor esnafı bile -idmandır diye- mesela ta Pangaltı’dan Kapalıçarşı’ya kadar yaya gitmeyi tercih ederler, ellerinde birer küçük “ebe çantası”, ikişer üçer sokaklara dökülürlerdi. Tramvaylar da hemen hemen boş gidip gelirdi. Tramvaylarımızın bugünkü kalabalığına başka sebep arayanlara ben gülüyorum. Eski 60 parayı harcamaktansa taban tepmeyi göze alan esnaf takımı, küçük memur ve müstahdem kısmı bugünkü 15 kuruşa değer vermediği içindir ki tramvaya hücum ediyor. Paranın yeniden kıymetlendiği gün, tramvay idaresi tellal çağırtsa arabalarına binecek yolcu bulamayacaktır. Tramvay Şirketi’nin o zamanki müdürü Perdikaris ne adamdı! İkide bir işe yaramaz hale gelenlerin yerine Macaristan’dan getirtilen katana beygirlerin en gürbüz, en yakışıklı bir çiftini koşturduğu brek arabasının içinde Beyoğlu Caddesinden öyle çalımla bir geçişi vardı ki, halk yaya kaldırımında durup hayran hayran seyrine bakardı. O tramvaylara at dayandırmak hakikaten bir mesele idi. O canım katanalar gelir, koşulur… Bir müddet bakmakla doyulmaz. Derken zayıfl adıkça zayıfl ar, kalça kemikleri sivrilir, koşumların değdiği yerler yara, sırtları kırbaç darbelerinden yol yol olur, göğüsleri tıkanır, kuyrukları düşer. O vakit satılığa çıkarılır ve kim bilir hangi seyyar soğancının küfelerini taşır, hangi bostanın dolabını çevirirler.
Sokaklar dar mı, dar. Sağlı sollu dizili binalarda hiza denilen bir şey yok. Hepsi de girintili çıkıntılı, gelişigüzel yapılmış. Yaya kaldırımları bazı yerlerde geçit vermeyecek derecede dar. Herhangi bir çıkıntının ardından ansızın bir çıktı mı, arabayı durdurmak güç, hatta imkânsız.”
 

 

İETT Nostaljik Tramvay